Turkish (Turkiye)Deutsch (DE-CH-AT)English (United Kingdom)

Bas sayfadaki haberin  ve duyrularin devamie

 Haber/Duyrular

 

           ALEVİLER ve KEMALİZM

 

Chp-Milletvekilli- Hüseyin AYGÜN'den

  "geçmişin hataları"

Dersim Nasıl Tunceli Oldu...

 

Dersim adı 1935 yılında “Tunceli” ilan edildi. Bu yapay isim Dersim’i silmeyi başaramadı. 1935'te kabul edilen “Tunceli Kanunu”, sadece Dersim’i değil; hatta bölgenin yerel adları olan “Mamekiye” ve “Kalan”ı da tarihten silmek istedi. Ama olmadı.

Dersim tarihte çok eski bir bölgenin adıdır. Kürtçe’de “gümüş kapı”, Zazaca da ise “duvarlı” anlamına geldiği rivayet olunur. 

Burada yüzyıllar boyunca Alevi-Kızılbaşlar, Zazalar, Kürtler, Ermeniler ve Türkler bir arada yaşadılar. Bu nedenle buranın en eski yer ve diğer adları yaşamış halkların mührünü taşır.

 Bölgenin resmi adı Osmanlı döneminde Dersim idi. 19. yüzyılın ortalarından beri bir sancak idi ve Hozat’tan idare ediliyordu. Cumhuriyet idaresi, diğer icraatların yanı sıra  Dersim’de adları değiştirmekle işe başladı.

Dersim adı 1935 yılında “Tunceli” ilan edildi. “Tunç gibi sağlam insanların yeri” anlamında üretilen bu yapay isim Dersim’i silmeyi başaramadı. 1935 yılında kabul edilen “Tunceli Kanunu”, sadece Dersim’i değil; hatta bölgenin yerel adları olan “Mamekiye” ve “Kalan”ı da tarihten silmek istedi. Ama olmadı.

Bugün Dersim’de nereye gitseniz “Dersim A.Ş”, “Dersim Temel Haklar Derneği”, “Mameki Gümüşçülük”, “Kalan İlköğretim Okulu”, “Kalan Müzik”, “Dersim Kafe”, “Kalan Restaurant” vb. adlara rastlarsınız.

Cumhuriyet, Dersim’in ilçelerinin adlarını değiştirdi. Pulur “Ovacık”, Qısle “Nazımiye”, Mazgert “Mazgirt”, Pulımıriye “Pülümür”, Pertage “Pertek” ve Xozat “Hozat” oldu. Doğrusu ilçelerin adları değiştirilirken en önemli kaygı olan “Öz Türkçe” kaygısı ağır bastı. İlçelerin tarihi geçmişi, dokusu ve adlarının anlamı dikkate alınmadı. O yüzden ortaya sadece “güzel Türkçe” açısından bir tablo çıktı. Ama eski adlar yine de yaşadı ve yaşıyor. Bugün özellikle Zazaca ve Kürtçe konuşulduğunda bu adların dipdiri olduğunu görürsünüz.

Sonra sıra geldi köy adlarına. Ermenice olan “Xaceliye”, “Sin”, “İksor”, “Askisor”, “Zağge”, “Xeç”, “Merxo”, “Xosor”, “Sorpyan”, “Xeceriye”, “Vankuk”, “Putik”, “Vartinik”, “Mirik”, “Sinsor”, “Zımek”, “Kılise”, “Xozinik”, “Lazvan”, “Xakis”, “Xılvis”, “Çaxperi”, “Ağzunik”, “Akirek”, “Uskek” vb. adlar tarihe karıştı. Yerlerine Dikenli, Geyiksuyu, Gözen, Okurlar, Sarıtaş, Demirkapı, Doluküp, Kopuzlar, Yolkonak, Güdeç, Gürbüzler, Kuyluca… vb. adlar konuldu. Ermeni adlarının böylece “unutulduğu” sanıldı. Ama yine olmadı. Anadilinde konuşan herkes bu adları dün olduğu gibi bugün de kullanmaya devam ediyor.

Zazaca adlar ise bu kampanyadan en ağır darbeyi aldı. Dersim köylerinin yüzde sekseni Zazaca adlara sahiptir. Cumhuriyet yönetimi onların hepsini değiştirdi. “Kortu”, “Gewrek”, “Vılê Kaşi”, “Hegao Pili”, “Tanerê Lolu”, “Heniyê Sıpi”, “Xırawe”, “Koyê Seri”, “Remeda”, “Dewa Pile” vb. hepsi de anlamı olan yüzlerce ad tarihe karıştı. Yerlerine bambaşka adlar konuldu.  Bazen  –kurnazca-  eğer Zazacası Türkçeye uyumlu ise benzer adlar tercih edildi.

Sözgelimi; Zazaca da “verdi-kaçtı” anlamına gelen Remeda birdenbire “Ramazan” oldu. Zazaca da “büyük tarla” anlamına gelen Hegao Pili ise “Uzuntarla” oldu çıktı!

Kürtçe adların da akibeti farklı olmadı. Onları da yerlerine yenilerini ekleyerek unutturmaya terk ettiler. Türkçeye uyumlu ve ses benzerliği taşıyanları ise küçük revizyonlarla korudular: Kazili “Kazılı”, Surgıç “Sürgüç”, Haculu “Hacılı”, Teteran “Tatarköy”, Çötlik “Çiftlik”, Mexsaliyan “Maksutali” oldu!

Mezar adları da değişti

Bitmedi. Sıra geldi mezra adlarına. Onları da değiştirdiler. Bu satırların yazarının dünyaya gözlerini açtığı mezranın adı “Pulê Dewresu” idi. Mezra Tunceli-Erzincan karayolunun on beşinci kilometresinde, yüksek bir tepenin ucuna kurulmuştu. Bu mezrada sadece Kureyşanlılar oturuyordu. Dersim Alevilerinin “Pirleri” olan Kureyşanlılar bugün de manevi anlamda Dersim toplumunun dini önderleridir.

Bu nedenle mezranın adı olan Pulê Dewresu’nun derin bir anlamı vardır: “Dervişlerin Tepesi”. Bu küçücük mezra önce “Tepsili”, sonra ise –herhalde beğenilmeyip- “Muhsinkale” ilan edildi! Toplam üç evin oturduğu ve mezra bile denemeyecek kadar az nüfusa sahip “Pulê Dewresu”, adların değiştirilmesi politikasından nasibini işte böyle aldı.
      
Adları değiştirme politikası ne yazık ki bununla da bitmedi. Tavuk çiftliklerine, mağaralara, dağlara, tepelere, kayalıklara, ovalara, göllere, akarsulara, şelalelere, yamaçlara ve elbette insan adlarına, kısacası akla gelen her “şeye” uygulandı. Bu makalede değiştirilen dağ, ova, tepe ve kayalık adlarını saymaya kalkmak zulüm olur. Neticede, tarihiyle bağı tümden koparılmış bir “Tunceli” işte böyle ortaya çıktı. Bunun “adı” ise “asimilasyon” idi. 

12 Eylül'ün mimarı Kenan Evren geçen gün bir gazeteciye “Kürtçeyi yasaklamamız hataydı” dedi. Başka bazı emekli komutanlar da “geçmişin hataları”ndan söz ettiler.

Bu açıklamalar çok olumludur. Ama ne yazık ki yeterli değildir. Hatanın tam olarak görülmesi ve bir kere daha tekrar etmemesi için yukarıdaki resmin bütününe bakmak zorunludur. (HA/NZ)

Kaynak:Bianet


Halil POLAT /Igdeli.de

Sonradan söyleyeceğim lafı baştan söyleyeyim. 1938 yıllarında Dersim de yaşanan olaylar bir facia, bir insanlık dramı, bir katliam kısaca kelimelere sığmayacak kadar büyük bir vahşet.

Dersimde yaşananlarda devlet çok ama çok büyük hatalar yapmıştır. Hemide bu hataların tamiri bile mümkün değildir. Dersimde yaşananları aleviler zaten çok net bilmektedir. Bunları R.T.E. nin anlatmasına bile gerek yoktur.

R.T.E. yaptığı il başkanları toplantısında açıkladığı belgeleri aleviler zaten bilmektedir. Öncelikle bu belgelerin açıklama mekânı kendi il başkanları toplantısı olmamalı T.B.M.M çatısı altında basın toplantısı yapmalıydı.

Yaptığı bu basın toplantısında CHP nin ve Klıçdaroğlu nun üzerine yükleneceğine devlet adına özür dilemeliydi. Bu özrü dilerken de şu hususları da göz önünde bulundurmalıydı. Geldiğini iddia ettiği geleneğin temsilcileri Celal BAYAR, Adnan MENDERES, Turgut ÖZAL Süleyman DEMİREL gibi isimlerin de neden şimdiye kadar özür dilemediğini sorgulamalıydı.

Dersim katliamında Atatürk, İnönü, Fevzi ÇAKMAK kadar da Celal BAYAR ın eli olduğu bir gerçek.

Aynı zamanda Menderes, Demirel, Özal gibi merkez sağda siyaset yapmış devleti temsil etmiş zevatlar neden özür dilememiş.

Klıçdaroğlu da CHP adına tabi ki özür dilesin. Benim demem o ki özür dilemesi gereken sadece Klıçdaroğlu değil adını saydığım ve merkez sağı temsil eden zevatlarda devleti temsil ettikleri süreç içerisinde özür dilemeliydiler. Bunu yapmadılar. Peki, ne yaptılar. Ne yaptıklarını uzun uzun anlatmayacağım ama ülkeyi koşar adım şeriata doğru götürdüler götürüyorlar.

Eğer R.T.E. samimi ise hiç Ahmet i Mehmet i karıştırmadan devlet adına özür dilesin. Bu bir ikincisi de Sayın R.T.E önce kendi önüne baksın. Sivas Madımak Oteli gün gibi ortada duruyor. Kendisinin ve yandaşlarının eline kan bulaşmıştır. Madımakta yanan aydınların kokusu üzerine sinmiş önce onu temizlesin. Madımak katillerini kendi avenesi konumuna getirip katilleri koruyup kollayacağına faillerin hak ettiklerini yerine getirsin. Yapamaz çünkü başta kendisinin Madımak ta elleri kana bulaşmıştır.

Şunu da hatırlayalım; Geçtiğimiz 2 Temmuz da bir katliam daha çıkarmak için elinden geleni yapmış fakat anma törenlerine katılan alevi örgütleri ve alevi yurttaşların gösterdiği sağduyu sayesinde ikinci bir katliam önlenmiştir.

Tüm bunlardan bir kez daha anlıyoruz ki Sayın R.T.E nin derdi aleviler filan değil tasfiye ettiği Cumhuriyetin tüm kalıntılarını yok etmek.



Dersim, Devletin Kara Kutusudur

Tarihin karanlık sayfaları arasında derinden kanamakta olan Dersim’38 yarası giderek gün yüzüne çıkıyor.

Yapılan sözlü tarih çalışmaları, belgesel filmler, yazılan anılar, araştırmalar, romanlar, şiirler, şarkılar hepsi bu karanlığın aydınlatılmasında yakılmış mumlardır.

Kara kutunun içindekiler her geçen gün yakılan mumlarla aydınlanıyor olsa da kara kutunun varlığı henüz resmi olarak kabul edilmiyor.

Dersim Kemalist Cumhuriyet Devleti’nin kara kutusudur. 70 yıldır kapalı tutulan,  yok sayılan; bırakalım tartışılması konuşulması bile yasak olan kara kutu…

Bu kara kutu da nelerin olduğunu, neden saklı tutulduğunu öğrenmek başta bilim insanlarının, siyasetçilerin, aydınların olmak üzere her yurttaşın en demokratik hakkıdır. Bu hakkımızı kullanabilmek için kara kutunun açılmasını ısrarla istemeliyiz.

Bu ülkenin tarihi ve toplumsal gerçekleri resmi tarih ve resmi ideolojinin bildik kalıplarıyla öğrenilemeyecek kadar karmaşıktır…

Kara kutunun açılması ve içindekilerin öğrenilmesi sadece demokrasi güçleri için değil,  siyasetçilerin ve siyasi partilerin de bilmesi gerekli hatta zorunludur. Zira bu ülkenin ve halkın gerçek tarihini bilmeden ülkenin ve halkların sorunlarına, taleplerine siyasi çözüm üretmek olanaklı değildir. Bu nedenle de kara kutunun açılmasını en çok da siyasi çevreler istemelidir.

Elbette bu kara kutunun açılmasını asla istemeyen ve hatta mümkünse yok sayan anlayışları kapsam dışı tutuyorum.

KARA KUTU'NUN İÇİNDE NELER VAR?

                   
Peki, bu kara kutunun içinde neler var? Ve onu bu kadar önemli kılan şey nedir?

Öncelikle; Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş felsefesi olan ırka dayalı ulus devlet anlayışının “siyaset belgesi” niteliğindeki “ Şark Islahat Planı” ( 1925) var. Bu planın özü ve özetini İsmet İnönü şöyle formüle etmiştir:

“Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” ( Başbakan İsmet İnönü, 1925)

Evet, Türk ırkına ve Sünni İslam inancına ait olmayan “ unsurları kesip atacağız” diyen devletin Dersimde “Türk ve Türkçü” olmayan Kızılbaş, Kürt,  Zaza,  Ermeni unsurları kesip atması var bu kara kutunun içinde.

İkincisi; Irkçı, tekçi anlayışın Dersim’de nasıl uygulandığına dair faşist yöntemleri ve sonuçları var.

Fevzi Çakmak’ın önerdiği “Dersim evvela koloni (sömürge) gibi ele alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra da aşamalı öz Türk hukukuna tabi tutulmalıdır.” (Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, 1931.) politikalarının bizzat Meclis ve Kemal Atatürk tarafından atanan “umumi müfettiş” (koloni valisi) Cumhuriyet Devleti’nin daimi cellâdı askeri vali  Abdullah Alpdoğan’ın uygulamaları var.

Bu gün artık gizlenemeyen ve ret edilemeyen,  dönemin Malatya Emniyet Müdürü  Çağlayangil’in itirafları var:

 “(…) Neticeyi söylüyorum. (…) Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı.  Mağaraların kapısının içinden.  Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.” ( İhsan Sabri Çağlayangil.)

Üçüncüsü: Kemalist Cumhuriyet ideolojisinin simgesi Atatürk’ün bu katliamdaki rolünün bilinmesi istenmiyor. Oysa Çağlayangil’in itiraflarından anlıyoruz ki Atatürk’ün “Bu meseleyi kökünden hallediniz” dediğini ve devamında ‘Kılıçdaroğlu’nun yaptığı söylenen röportajda da Dersim’e askeri vali olarak atanan General Abdullah Alpdoğan’a  Atatürk’ün  “Bütün ordu iştirak etsin, bu Dersim`i temizleyin” emrini verdiğini Çağlayangil’den açıkça ve net olarak öğreniyoruz.

“Dersim, Cumhuriyet Devleti’nin kara kutusudur” dedik. Bu kara kutuda saklı olan daha pek çok ırkçı, faşist politika olduğunu biliyoruz. Fakat bunları bütün boyutlarıyla öğrenmek ve bilimsel bir çalışma yapabilmek için bu kara kutunun açılması gerekiyor.

Bu kara kutu da sadece Dersim katliamı yok elbet. Şark Islahat Planı’nda (1925) ne varsa daha fazlasının bir plan dâhilinde uygulandığı bir laboratuarda; Kürtlere ve Dersim Alevi Kızılbaşlarına yönelik zihniyetin en rafine edilmiş tezleri ve vahşi uygulamaları var.

1925 den itibaren Kürt ayaklanmalarını bastırma, direnişlere saldırılar ve katliamlar acil ve zorunlu müdahaleler biçiminde olmuştur.  Ancak Dersim katliamı 1926 yılından itibaren her yıl hazırlanan özel raporlarla adım adım planlanarak yapılmıştı. ( M. Kalman, Faik Bulut  Dersim Belgeleri/Raporları)

Kemalist Cumhuriyet soykırımcı bir anlayışla hazırlayıp uyguladığı Dersim katliamını ülke ve dünya kamuoyundan gizlemek için “Dersim İsyanı” yalanını uydurmuştur.  Bunun bir yalan olduğunu başta Şark Islahat Planı ( Mehmet Bayrak ) olmak üzere söz konusu raporları objektif bir gözle inceleyen herkes görebilir, anlayabilir.

Sözgelimi; bir devlet  “Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız”( İnönü) diyorsa orada Türk ve Türkçü olmayanlar isyan etse de etmesede zaten “kesilip atılacak”lardır. Bundan başka seçenek var mıdır? Dolayısıyla Kürtlerin, Kızılbaşların, Rumların, Ermenilerin, Zazaların kesilip atılma kararı 1925 de Şark Islahat Planıyla verilmiştir zaten.  Kaldı ki bu “siyaset belgesi”nden önce de, katliamların  “ hukuksal belgesi” olan 1924 Anayasası hazırlanmıştır.

"DERSİM İSYANI" TEZİ BİR REZMİ TARİH YALANIDIR
                   
Aslında Cumhuriyetin kara kutusu Dersim 38 arşivleri açıldığında orada bir isyanın değil, soykırım amaçlı bir katliamın olduğunu herkes daha net biçimde görecektir.

Bütün emperyalist ve faşist devletler kendi politikalarını meşru ve haklı göstermek, halk kitlelerini aldatmak için olmadık yalanlara başvururlar.

Sözgelimi: Amerikan emperyalizmi Irak’ı işgal etmek için söylediği “Kimyasal silah var”,  “ Irak’a özgürlük götüreceğiz”yalanlarının hepsi sonra açıkca görüldü.  Peki gerçek neydi veya Irak halkı gerçekten özgürleşti mi? Ya da Başbakan Bülent Ecevit 19 Aralık hapishane katliamını haklı göstermek için ne yalan söylemişti? Hatırlayalım.  “Hayata Dönüş”, “ Teröristleri kendi teröründen kurtaracağım” vb.  Cumhuriyet Devleti’nin “Dersim İsyanı” konusunda söyledikleri nedir?  “Orada feodaller, Kürtler, Kızılbaşlar gerici bir ayaklanma ve isyan çıkarmış. Islah etmek ve medeniyet götürmek için harekat düzenledi” demiş. Ne kadar benziyor söylemler değil mi?

KEMALİST DEVLET KATLİAMI GİZLEMEK İÇİN "İSYAN" DEMİŞTİR

Herkesin bildiği ama söylemeye cesaret edemediği bir belirleme yapayım:  Dersimliler  iradi olarak Cumhuriyete karşı çıkmamıştır. Tam tersine Cumhuriyeti benimsemiş ya da tüm Alevi ve Kızılbaşlar gibi Dersim Kızılbaşları da 500 yıllık Osmanlı şeriatına karşı Cumhuriyet Devleti’ne sığınmışlardır.

Evet,  bazı Dersim aşiretleri kendi geleneksel yaşam tarzlarını devam ettirmek için doğal olarak Cumhuriyet Devleti’ne tabi olmak istememişlerdir. Ancak bu reddediş siyasal nedenlerden çok ekonomik ve sosyal nedenlerledir. Ki bu tespit söz konusu raporların çoğunda da görülebilir.

Başbakan İnönü, Sey Rıza’nın 10 Eylül 1937 tarihinde teslim olmasından sonra 18 Eylül de TBMM'nde Dersim meselesine dair bir konuşma yapar: "Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten birinin reisi imha edilmiş ve diğer reislerin hepsi yakalanmış ve adalete teslim edilmiştir...” dedikten sonra 1937 yılının askeri harekât bilançosunu da sunar TBMM’ne. ( Bkz. Meclis tutanakları)

Görüldüğü gibi “imar ve islah”a “muhalefet” eden altı aşiret. Ki bu aşiret mensuplarının da bir kısmı…

Başbakan İnönü’nün “ muhalefet” dediği altı aşiretin reislerinin “hepsi yakalanmış ve adalete teslim edilmiş”  ise bu “isyan”ı kim ve hangi aşiretler çıkardı?

 Dikkat çekmekmek isterim: Neden İnönü “isyan” değilde “muhalefet” diyor? İsyan ile muhalefet arasında ki farkı bilmiyor olamaz?!

Bırakalım isyanı bir yana neden İnönü  “imar ve islah muhalefeti”  diyor da “Kürt, Kızılbaş,  Zaza muhalefeti” demiyor?

Aslında son derece basit sorular sorarak bile gerçeğe ulaşılabilir. Yeter ki resmi tarih tezinin ve resmi ideolojinin düşünüş tarzının dışına çıkabilelim.

"DERSİM İSYANI" TEZİNİ SAVUNANLARA BİRKAÇ SORU
1)  Cumhuriyete karşı çıkan, onu kabul etmek istemeyen ve isyan etmeyi düşünen  Dersim neden M. Kemal’in çağrısı üzerine ilk meclise 6 milletvekili ( Abdulhak Tevfik Bey, Diyab Ağa, Hasan Hayri Bey, Mustafa Ağa, Mustafa Zeki Bey, Ramiz Bey ) gönderiyor?
2)   Bir Kürt Devleti kurmak için isyan ettiği iddia edilen Dersim, başta Şeyh Sait isyanı olmak üzere neden hiçbir Kürt İsyanı/ direnişini desteklemiyor?
3) Dersimlilerin Cumhuriyete bağlılığını bildirmek ve var olan sorunları da diyalog yoluyla çözmek için 1926 yılında Ankara’ya davet edildiklerinde Aşiret reislerinin neredeyse hepsi buna katılmış ve  Çankaya Köşkü’nde ağırlanmışlardır.  İsyan etmek isteyen Dersimliler neden gitsin Ankara’ya?  (O ünlü hatıra fotoğrafında yer alanların hemen hepsi 1937-38 de evlerinde aileleriyle birlikte öldürüldü. Bazıları da tutuklanıp yargılandı, ağır cezalara çarptırıldılar.)
4)   İsyan Etmek İsteyen Dersimliler Neden Silahlarını Teslim Etsin? JGK’nın raporuna göre, Dersim aşiretlerin elinde toplam 9.070 adet silah mevcuttur.  Cumhuriyet Devleti 1936 yılında Dersim’de silah toplama kararı çıkarır.  Sonuçta altı aşiret dışında neredeyse bütün Dersimliler silahlarını teslim eder. JGK raporuna göre, teslim edilen silah 7.880 adettir. Ekonomik ve sosyal nedenlerle silahını teslim etmeyen 6 aşiret olduğunu görüyoruz. (N. Hakkı Uluğ, Tunceli Medeniyete Açılıyor)

TARİH BOYUNCA DEVLETİN DERSİM'E GİREMEDİĞİ DOĞRU DEĞİLDİR

Bu son derece tartışmalı bir konu. Devletin girmesi veya girememesinden ne anlıyoruz?  Osmanlı ile en sorunlu dönemlerde bile devlet otoritesini temsil eden güçlerin olduğu görülebilir.  Osmanlı idari yapısı içinde değişik eyaletlere bağlı “Dersim Sancağı” olduğunu biliyoruz.  Cumhuriyetin kuruluşuna kadar da devam etmiştir.

Cumhuriyet Devleti’nin de 1938’e kadar Dersim’e giremediği algısı da tamamen yanlıştır.

Sözgelimi: Türkiye de İlk nüfus sayımı 1927 yılında yapılır. DİE raporlarında hemen tüm köylere dair detaylı nüfus bilgileri mevcuttur.

1935 yılında yapılan genel nüfus sayımında da aynı ayrıntıları görmek mümkündür.

Genel nüfus bilgilerini bir yana bırakalım Dersim’deki sakatlar hakkında bile çok net bilgiler toplayacak kadar Dersim”de olan devlet nasıl oluyor da “Dersim’e giremiyor”du?

Dersim’de Sakat Nüfus: 1936 yılında 350 kör, 240 kolu çolak, 26 iki kolu çolak, 334 bir ayağı topal, 85 iki ayağı topal,131 sağır ve dilsiz, 36 kambur, 40 kötürüm, 79 müteaddit sakat, 31 sair sakat.

Dersim’de Sağlam Nüfusun Toplamı: 91.807 kişidir. (Ö. Kemal Ağar. Tunceli Dersim Coğrafyası)

DERSİMLİLER VERGİ VERMİYOR MUYDU?
Elbette vermeyenler vardı. Peki neden? Yokluk yoksulluk nedeniyle mi yoksa “ ben seni tanımıyorum vergi vermeyeceğim” diye mi?  Son derece zayıf bir ekonomik güce sahip olan bazı aşiret mensupları  geçimini sağlamak için çoğu zaman komşu il, ilçe ve köylere “çapul”a gider oradan getirdikleriyle yaşamını sürdürürlerdi. Bu gerçeklik içinde nasıl vergi verilebilir ki? Kaldı ki sırf vergi vermedi diye bir toplumu, bir kültürü hedef tahtasına koymak ve soykırıma tabi tutmak nasıl meşru görülebilir?

Öte yandan Dersimlilerin önemli bir bölümünün vergilerini verdikleri bizzat devlet belgelerinde mevcut.

Osmanlı tahrir defterleri incelendiğinde Osmanlı zamanında da, Cumhuriyet zamanında da Dersimlilerin  önemli oranda vergi verdikleri görülebilir. İşte belge: “1936-37 yıllarında Tunceli’de belirlenen vergi ile tahsil edilen vergi rakamları birbirine yakındır. Bu rakamlar 1940’lı yıllar da devlet otoritesinin sağlandığı dönemlerle neredeyse aynıdır.” (C. Sahir Sıla. CHP milletvekili. Dersim Raporu)

DERSİMLİLER OKUL AÇILMASINA KARŞI MI ÇIKTILAR?
Bu da resmi tarih yalanlarından biridir. Devletin kendi belgeleri bile onları yalanlamaktadır.

Sözgelimi; “Osmanlı döneminde 1891 yılında Dersim’de 170 talebeli 6 medrese ve 750 talebeli 9 ilk mektep bulunmaktadır.” (İzzettin Çalışlar. Dersim Raporu.)

“1935 de Tunceli ili kurulduğu zaman il genelinde 18 ilk mektep vardır ve talebe sayısı 1.412’dir.

1936 yılından itibaren köylerde bile okullar vardır. Nazimiye, Mazgirt, Türüşmek, Dervişcemal, İncik, Şahsik, Türktanır ve Ovacık’ta toplam 8 okul bulunmaktadır ve bu okullarda küçümsenmeyecek oranda kız öğrenciler vardır.”

Şimdi bir soru soralım Kemalist Cumhuriyet ve resmi tarih savunucularına: O tarihlerde Türkiye’nin başka illerinde vergi, okul, yol, askerlik, silah, çapul, feodal yapı vb. konularında durum nasıldı? Araştırıp bir kıyaslama yapma zahmetine girerler mi acaba?  Yoksa katliamcıların sunduğu yalanları veri kabul ederek bu kara kutudaki kötülüklerin bir parçası kalmayı mı tercih ederler?

Demokrasi, demokratik açılım iddiası olan AKP, Sosyal Demokrat Parti iddiası olan CHP Kemalist Cumhuriyet’in “kara kutusu” Dersim 38’i partiler üstü ve “devlet sorunu” yaklaşımıyla ele alıp yüzleşmedikçe demokrasi adına hiçbir inandırıcılığı olamaz. Çünkü bu kara kutuda hem Kürt sorununu, hem de Alevi sorununu Türk –İslam zihniyetiyle ele alan bir Kemalist Devlet aklı var…
KAZIM GÜNDOĞAN

 


 

4. KALKINMA-SOSYAL DAYANIŞMA VE KÜLTÜR DERNEĞİ e.V

 OLAĞAN GENEL KURULU

VE

 KARPINAR KÖYÜ KÜLTÜR ŞENLİĞİ

 

Tarih: 19.11.2011

 

 Yer: Alevi Kültür Derneği Osterholz alle 142 -1 71636 Ludwigsburg

 

DUYURU & ÇAĞRI !!! ‘’

 

Her şey Karpınar için‘’

 

4. KALKINMA-SOSYAL DAYANIŞMA VE KÜLTÜR DERNEĞİ e.V OLAĞAN GENEL KURULU VE KARPINAR KÖYÜ KÜLTÜR ŞENLİĞİ

19 / 11 /2011 Tarihinde Güney Almanya Ludwisburg şehirinde kutluyoruz. Ludwisburg Alevi Kültür Derneğinde Yapılacaktır.

 

Tüm üyelerimize ve kamuoyununa duyurulur. Sevğili aşiretimizin değerli insanlari; yukarıdaki tarihte yapacağınız hertürlü düğün, nişan, sünnet vb. etkinliklerden kacınmanızı rica ederiz. Yapacağımız bu Kültür şenliğine maddi (Bağış ,sponzoluk vs.) ve manevi (Her türden sanatsal etkinlik vs. )katkı sunmak isteyen doslar bizler ile irtibata geçmeleri önemle duyurulur.

 

Değerli doslar;

 

yapacağımız bu etkinliğin ve etkinliklerin tüm gelirleri ;27 /03 /2010 tarihinde almış olduğumuz kararlar doğrultusunda kullanılacaktır.

(Bkz. Internet sayfaları)

 

 Sayğılarımla

 

 Karpınar köyü Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği e.v Karpınar Köy – Der.e.V Adına

 

 Başkan Turgut Altunbahar

 

 

(09 .07 . 2011) Adres: Ludwisburg Alevi Kültür Derneği Osterholz alle 142 -1 71636 Ludwisburg İrtibat Süleyman Kılıç Yk. üyesi (maliye yrd.) ve Güney Almanya komitesi Bşk. Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Turgut Altunbahar 1. Bşk. e.posta : turgut-@t-online. Zübeyde Tastan 2. Bşk. –Wuppertal (NRW ) e.posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Mahmut Erdem ( Hamburg ) Genel sekreter ra-erdem Hilal Kılıç Yk. üyesi Hamburg Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Süleyman Erdem Yk. Üyesi Halkla ilişkiler sorumlusu Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Dursun Altunbahar Yk. üyesi Maliye sorumlusu Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 


Yöre Halkimiza Duyurlur

 

Karpinar Köy halkinin tarihi toplantisi

 

 

Karpınar köyünde 29.07. 2011 KARPINAR KÖYÜ KALKINMA-SOSYAL DAYANIŞMA VE KÜLTÜR DERNEĞİ

Av.Mahmut Erdem ve Gazı Tastan girışımı üzerıne Köy halkından 68 kısı katilarak ilk Halk ve Dernek Toplantısı gerçeklestırdı.

Dernegin kurulusu, amaclari ve gelecekte yapmak istediklerimiz Köy Halkimiza anlatildi .

Köy Halkimizin yurt icinde ve Yurtdisinda örgütlenmesi gerektigini deginildi.

Kırözün ıçın tutulan Avukatta bu toplantıya katıldı ve olayı anlatıp köy halkınin sorularına cevap verdı.

Kirözün icin Köy halkindan Avukat masrafi olarak 4220 Lira toplanip Köyümüzün Muhtari ve Dernek yönecileri tarafindan Avukata teslim edildi .

 

 

Köy halkı Türkıyedede Karpinar Köyü DER kurulmasına oy bırlıgı ıle karar verdi ve girışım komıtesı kuruldu .

 

KARPINAR KÖYÜ KALKINMA-SOSYAL DAYANIŞMA VE KÜLTÜR DERNEĞİ GENELSEKETERI

 Av.Mahmut ERDEM

 


 

Karpınar Köy-Der e.v
Kamuoyuna Duyuru
TEŞEKKÜR Değerli Karpınarlı Köylülerimiz.
Derneğimiz tarafın köyümüze 125 adet akasya ağacı dikilmiştir.
Ağaçlar,köy mezarlığımızın tüm etrafından başlayarak,çatalyol ve köyün ğirişine kadar
yolun sağlı-sollu olarak yapılmıştır.Bu yıl ‘’Köyü Ağaçlandırma ‘’ kampanyamızı
tamamlalamış olup ,seneye köyümüzün diğer bölgelerini ağaçlandırmayı hedefliyoruz.
Mayıs ayından itibaren yapacağımız işler ise;
1) Okul lojmanına tadilat yaptırıp içerisi yatak vs. almayı ve kullanışlı
bir Misafir haneye çevirmektir.
2.Mishafir hane yanında bulunan WC ‘ nin yanına su teşkilatı çekilerek hijenik
 bir bayan WC yapılacaktır.
3.Mezarlığızın iç bakımı ,aldığımız otbiçme aletiyle temizlenip bakımının yapılması.
Sevğili Köylülerimiz, Köyümüzün çağdaş ,uygar bir ğörünü kavuşmasını arz ediyoruz.
Sizlerde bizler ğibi düşündüğünüzü bililiyoruz. Siz değerli köylülerimizden derneğimize
elinizden gelen maddi yardımlarınızı bekliyoruz.Bu çağrımız Türkiye’de
yaşayan insanlarımız için de geçerli olup ,aşağıdaki Ziraat Bankası Hesabımıza b
ağışta bulunabilirsiniz.
Dernek olarak yapmayı hedeflediğimiz çok işlerimiz olduğunu,köyümüzün
çevre düzeninden tutunda fakir çoçuklarımıza burs vermege ,kültürümzün
yaşatmak için her türlü sosyal etkinlik vb.
Yakında Kendimize yani derneğimiz Web Sayfasından,sizlerein yapmış olduğunuz
her türlü yardımın hesabını vermeğe hazır oldumuzu bildiriz.
İsteyen her üyemize hertürlü bilğiyi belgeyi görmeye yetkilidir.
Sevğili Köylülerimiz,
Şimdiye kadar yapmış olduğunuzher türlü maddi ve manevi katkılarınız için
çandan teşekkürlerimi sunarım.
Köyümüze yapılan bu ğüzellikler sizlerin eseridir
Biz yönetim kurulu olarak sadece aracı oluyoruz. Ağaçlandırma aşamasında
Köy Muhtarımız Sayın Mürteze Kılıç’ a , 1.Aza sayın Yücel Uçar’a
ve Köy komitesi üyelerimiz; Sayın Gazi taştan,Bahri (Rahmi )Dikiçi,Yunus Öktem,
Duran Taştan ve yardımlalarını esirgemeyen köy sakinlerine candan teşekkür ederiz.
Her şey karpınar için !
Saygı ve Sevğilerimizle Karpınar Köy –Der e.v
Yönetim kurulu Adına Başkan
Turgut Altunbahar
Bağış Hesabımız :
Ziraat Bank Hannover Hasap numarası : 1 0 2 9 9 7 6 0 1 4
Bankleitzahl : 5 1 2 2 0 7 0 0

 

 

 


 

KARPINAR KÖYÜ SEÇİM SONUÇLARI:

CUMHURİYET HALK PARTİSİ (CHP) : 68  ; AK-Partisi : 2
Toplan kullanılan Oy Sayısı : 70

 Kaynak: Kazım Uçar


 

                                        Taziyye
Kıvırcık Ali Hayatını Kaybetti
 

 Olarak Bilinen Türk Halk Müziği Sanatçısı Ali Özütemiz'in (42)

 Trafik Kazası Sonucu Hayatını Kaybetti.

 

 

Kıvırcık Ali ÖZÜTEMİZ Kendi Türkülerini kendine Ağıt ederek ayrıldı aramızdan..sevenlerin basi sagolsun
Av.Mahmut ERDEM


 Taziyye

Karpinar.eu/editörleri: 

 

Hüseyin ALTUNBULAK rahmetine kavuşmuştur.

Bütün doslara ve  ailesine bassaligi diliyoruz.

 


Sarp Oztürk halklarin birbirine düsman etmek istiyen miliyetcligin(türk ve kürt) kurbani`dir!

 

 

                  Yöre halkimizin  ve ailesnin başı sağolsun

 

 

                

"Bağlamasıyla iki yavrasuna ekmek kazanan sevgili Sarp Öztürk, Kürtçe şarkı bilmiyorsun diye Mersin de bir türkü barda kurşunlanarak katledilmesini siddetle kiniyorum. Hangi etnik kökenden olursa olsun Yobazligin ve asiri milliyetciligin getirecegi sonuclari halklarin görmesini ve sagduyulu hareket etmelerini arzueder, daha cok canlarin kaybina elvermemesini dilerim.Bu yapilan canilik asla affedilmiyecektir. Yattığın yerde rahat uyu Sarp.ışıklar içinde yat, Bu devran böyle devam etmeyecek Türkülerimiz susmuyacaktır. O telli silâhımız elden ele geçecek yerli işbirlikçilerin korkulu ruyası olacakrır.

 

 Bütün Karpınarlıların başı sağolsun"

 


 

 

 

 

                                      

 

 

www.karpinar-der.com

KARPINAR KÖYÜ – DER

 

 DUYURU

 

 3. KARPINAR KÜLTÜR ŞENLİĞİ

 

 

 

 

Aşık Ali Nurşani ,Ahmet Boyraz, Aziz Öztürk, Esmeray Polatoğlu Grup Değişim ( Özgür & Özkan Öztürk ) Gülay & Murat Kılıç ,Hatice Güven Nihat & Yılmaz Öztürk ,Hüseyin Taştan ,Mehmet Doğan, Sevği Doğan Sultan & Bekir Aslan

 

Not: Alfabetik sıralama sanatcı adına göre yapılmıştır.

 

 Bilet : 10 Euro  (Yemek – içecek dahil )

 

 Tarih : 27 . 11 . 2010 /Saat : 16.00

 

YER: AKM (Alevi Kültür Merkezi ) Wuppertal Südstr. 17 -19

 42103 Wuppertal

 

0152/08594302

 

Karpınar Köyü Kalkınma Sosyal- Dayanışma ve Kültür Derneği

Yönetim Kurulu

 

 

 

                       

 

 

  Teşekkür

 

 

Karpınar Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği 23 Ekim 2010 TEŞEKKÜR Yiryedi Kasım 2010 ‘ da Wuppertalda Yapacağımız ‘’ 3. Karpınar Köyü Kültür Şenliği ‘’ ne yapacakları her türlü katkılarını ve desteklerini sunan Dernek kurum-kuruluşlarına,Aşiret sitelerine,İnternet Radyolarına ve tüm kanaat önderlerine teşekkür ederiz.

 

Hannover Alevi Kültür Merkezi Wuppertal Alevi Kültür Merkezi

Burunviran Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği

Bak –Der – İğdeli Derneği

Kaleköy Komitesi

 Kızılpınar Komitesi

Yedi Bucak AvşarlarıToplumsal Dayanışma ve Kültür Derneği. ( Ankara – Türkiye )

WWW.Karpinar.info

www.burunoren-der.com/ 

www.alamanyabeyleri.com/

www.radyoyediavsarlar.com

www.turmensitesi.com

www.kalekoy.de/

www.igdeli.de

www.igdeli.com/

WWW.anadolu-radyosu.tr.gg/

Sayın ; İsmail Kocaer, Atila Ceylan , Emin Demirel , Özgür Uysal , Özdal Uysal , Özkan Lafatan , Baki Koç , Secati Demir ve Kezziban Hanıma .En içten sayğı ve sevğilerimi sunar;teşekkür ederim.

 

Sayğılarımla Karpınar Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği

Başkan Turgut Altunbahar

 

 Duyuru

BU-Karpinar köyü web sayfasi -her düşünceye açık bir platform değildir.

Emekten, demokrasiden, insan haklarından yana bir yayın çizgisiyle, başta insanlık ve doğa düşmanı Kapitalizm olmak üzere, faşizm, ırkçılık, ayrımcılık, etnik milliyetçilik, asimilasiona ve militarizmin karşısındadır.

Bu web sayfasının amacı, yöre halkının kendi arasındaki tek iletişmini sağlamak değil. Asıl amacımız;yöremizin tabiatını,tarihi geçmişini, kültürünü,dini gelenek- göreneklerini ve yöre insaninı tanıtmak.

Karpinar.eu

karpinar.de

Karpinar.info

                  /editörleri

 

 

 


 

 

 

VEFAT

 

Hakka yürüyen KEZİBAN KILIÇ‘a (Tastan) Haktan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır dileriz.

 

 

 

 

kaynak:alamanyabeyleri.com

 

 

Kılıçdaroğlu CHP``s yeni umut

 yoksa

başvuracakları bir yedek lastik !?

                                                 
  

CHP bu oyunu AKP tarafından belirlenen kurallara göre oynamayı çoktan kabullenmiş bir parti olarak devlet kademelerinde süren gösterişli bir çekişme ile Türkiye halkına bir aydınlanma seçeneği dahi sunmaktan uzaktır.
AKP tarafından 2007 seçimlerinin ardından açıkça ve kesintisiz bir biçimde yürütülen devlet ve toplum üzerindeki tam egemenlik, tam kontrol politikası boyunca ilk kez muhalefet semalarında karşı atağa geçmek için bir fırsat yakalanmıştır. Bu karşı atağa olanak sağlayan gelişme Baykal'ın beklenmedik istifasının ardından gelişmesi muhtemel bir yeni CHP projesidir.

Yerel seçimler sürecinde İstanbul'da elde ettiği oy oranı ile partisinin ülke genelindeki oranının çok üzerine çıkmayı başaran Kemal Kılıçdaroğlu'nun muhtemel Genel Başkanlığı, gerek CHP seçmeni gerekse CHP'ye oy vermekten Baykal nedeniyle vazgeçen geniş kitle için bir umut ışığı haline getiriliyor. AKP'nin 8 yıla yaklaşan iktidarını Baykal politikalarının basiretsizliği ile açıklama eğilimine yaslanan bu beklenti 'yeni muhtemel CHP'nin memleket sorunlarına çözüm olacağına inanmamızı istiyor.

İstifanın ardından kesin olan şu ki CHP için Baykal'a ve onun siyasi çizgisine rağmen bir seçenek mümkün  değildir. Yapılacak kurultayda Baykal geri de dönse, Kılıçdaroğlu da gelse, uygulanan çizgi bazı söylem farklılıkları dışında aynen sürdürülecektir. Bu gerçeğe bakarak programı ve temel siyasetleri ekseninde CHP'nin bir siyasi özne olarak bu ülke için, bu ülkenin milyonlarca emekçisi için küçük de olsa gerçek bir umut vaadetmesi ihtimali bulunmuyor. CHP emperyalizme bağlı ve emperyalist politikaları Türkiye halkının başına bir çorap gibi örmeye ant içmiş bir partidir. NATO ile ABD ile AB ile kurulan bağımlılık ilişkilerini sürdürmeye hatta büyütmeye yeminlidir. Daha bir ay önce Avrupa Parlamentosu üyelerine seslenen Baykal “herkesten daha çok AB'ci” olduklarını söylerken, ABD seçimlerinde galip çıkacağı anlaşıldıktan sonra “Umut ediyorum, diliyorum Sayın Barack Obama da cumhurbaşkanlığı sınavını başarıyla geçer. Ülkesine ve dünyaya yeni bir huzur, barış ve kardeşlik dönemini açar. Bu yöndeki gelişmeleri bütün dünya özlemektedir, özellikle biz bu özlem içindeyiz” derken vazifeye hazır olduğunu bildirmiyorsa ne yapıyor olabilir?

Emekçilerin çıkarını savunmayı bir yana bırakalım, CHP'den en dar anlamda kamucu bir ekonomi politikası bekleyenler için de yanıt hazırdır: “Kamunun sadece yönlendirici olacağı bir piyasa ekonomisini hayata geçireceğiz.” CHP ile AKP arasında ekonomi programları açısından gerçek bir fark olduğunu düşünmek sadece hiç düşünmeyerek mümkün olabilir. Özelleştirmeye devam, güvencesiz esnek çalıştırmaya yönelik yasal düzenlemeler, piyasanın içine su serpecek açıklamalar bu nedenle sık sık tekrarlanır.

Toplumun AKP eliyle giderek muhafazakarlaştırılmasını mı önleyecek CHP? Çarşaf üzerine iliştirilen rozetlerle, Cüppeli Ahmet Hoca'ya gönderilen buselerle, kutlu doğum haftası vesilesiyle yapılan pek manevi konuşmalar ve giderayak Gülen cemaatine uzatılan çiçeklerle mi önüne geçilecek AKP'nin toplum projesinin? CHP bu oyunu AKP tarafından belirlenen kurallara göre oynamayı çoktan kabullenmiş bir parti olarak devlet kademelerinde süren gösterişli bir çekişme ile Türkiye halkına bir aydınlanma seçeneği dahi sunmaktan uzaktır.

Tüm bu olguları Baykal'la açıklamak 90 yıllık bir siyasi parti geleneğine ve Kılıçdaroğlu tarafından sıkça tekrarlanan 'parti kurumları'na karşı yapılmış bir haksızlık değil de nedir?

Ülkemizde AKP ve onun halk düşmanı uygulamalarına karşı tek geçerli alternatif yavaş da olsa ivmeli bir şekilde emekçiler tarafından üretilmektedir. Ankara sokaklarında kış ortası bahar havası estiren binlerce TEKEL işçisinin kararlılığı, hükümetin kolluk gücüne karşı Taksim talebini fiilen canlı tutanların mücadelesi, 1 Mayıs'ta o meydanı dolduran yüzbinlerin coşkusundan öte gerçek bir kurtuluş yolu yoktur. Tüm bu süreçlerde medyatik olabildiği ölçüde yancı tutumu takınan CHP'nin misyonu, AKP ve neo-liberal politikalar karşısında biriken tepkiyi kendi kanalında havuzlayarak yeniden sistem içine çekmenin ötesine geçemez. Bu anlamda 'yeni CHP', işlerini tıkır tıkır yürütebilmeyi uman patronların, memleket kaynaklarını sömürmeye doymayan emperyalist sermayenin, sistemin kaynaklarını hedef alarak yükselmekte olan emek hareketinden korkanların AKP'nin başına bir şey gelmesi halinde başvuracakları bir yedek lastik.

 

 

 


 

    

 Bianet/27.02.210     

İŞÇİ ÖLÜMLERİ

Devlet Balıkesir'deki Madende de Ölüm Riski Olduğunu Biliyordu

Maden Mühendisleri Odası'nın hem Çalışma hem de Enerji Bakanlıklarına verdiği raporda, Balıkesir bölgesi, birden çok ölümün gerçekleşebileceği "çok riskli" havzalar arasında görünüyor. Raporun verilmesinden bir yıl sonra Dursunbey'deki madende 13 işçi öldü; 18'i yaralandı.

 

 

        

 

 

13 işçinin öldüğü grizu patlamasının gerçekleştiği Balıkesir Dursunbey'deki Şentaş Madencilik, Maden Mühendisleri Odası'nın raporuna göre, "çok riskli" dokuz bölgeden biri.

Maden Mühendisleri Odası'nın sınıflandırmasına göre, "çok riskli bölge", önlem alınmadığı taktirde ölümcül risk taşıyan, "patlama, yangın, göçük, boğulma, zehirlenme" sonucu çoklu ölüm olasılığına sahip bölge demek.

Oda yetkilileri, bu raporu 2009 başında daha önce Enerji Bakanlığı'na elden verdiklerini, 2008'de de hem Enerji Bakanlığı'na hem Çalışma Bakanlığı'na, kaza risklerini ve önlem önerilerini içeren raporlarını yolladığını daha önce bianet'e

 

31 binden fazla maden işçisi ölümcül riskli bölgelerde çalışıyor

Rapor, özellikle yeraltı kömür madenciliğinin yapıldığı bölgeleri "çok riskli" ve "riskli" olarak sınıflandırıyor. Oda, dokuz çok riskli bölgede, mevcut çalışma koşullarıyla "patlama, yangın, göçük, boğulma, zehirlenme" sonucu çoklu ölümlerle sonuçlanabilecek gerçekleşebileceğini öngörüyor.

Bu bölgelerde çalışan maden işçilerinin yaklaşık sayısı toplamda 31 bin 200.

Ankara ve Tekirdağ/Edirne bölgelerindeki özel linyit madenleri ayrıca "riskli" kategorisinde. Bu da "yangın, boğulma, zehirlenme, göçük" sonucu, ölümler veya yaralanmalar anlamına geliyor.

Çok riskli bölgeler ve burada çalışan işçilerin yaklaşık sayısı şöyle:

1 - Zonguldak / Bolu Bölgesi: 12.000
2 - Ankara Bölgesi: 400
3 - Kütahya Bölgesi: 1.350
4 - Manisa Bölgesi: 10.000
5 - Karaman Bölgesi: 700
6 - Balıkesir Bölgesi: 600
7 - Tekirdağ / Edirne Bölgesi: 5.000
8 - Erzurum Bölgesi: 300
9 - Amasya / Çorum / Yozgat Bölgesi: 850 (TK)


Polis TEKEL İşçisi Ünsal'ın Cenazesini Kaçırdı

TEKEL işçisi Hamdullah Ünsal, hakkını aradığı Ankara'da geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. Ünsal için Ankara Sıhhiye'deki TEKEL çadırlarında tören düzenlenemedi çünkü polis işçilere copla müdahale etti; Ünsan Ailesi'ne baskı yaptı. Cenaze törensiz yola çıkarıldı

MUSTAFA PEKÖZ  

 

09-02-2010, Salı

Devletin önemli politikalarından biri de Alevileri sisteme bütünlüklü olarak entegre etmektir. Osmanlıdan buyana Alevilere yönelik yapılmış yüzlerce katliama dair tek bir kelime söylemeyenlerin ‘Alevi Açılımı’ ile süreci yönlendirmeye çalışmalarının politik arka planı giderek ön plana çıkıyor.

Özellikle 12 Eylül Askeri faşist darbesinden sonra Alevilere yönelik geliştirilen politikaların ana hedefi, aleviler arasında çok belirgin bir parçalanma yaratmak ve daha sonra devletle bütünleştirerek etkisizleştirmektir.

Alevilik sorunu sosyolojik ve tarihsel olduğu kadar politik ve kültürel bir sorundur. Aleviliği salt bugüne indirgemek, esasen İslam’la bütünleştirmek için ‘Çalıştaylar’ toplamak, Aleviliğin tarihsel ve toplumsal dinamikleri bütünlüklü olarak silmektir. Esas amaç budur.

Aleviliğin Selçuklu ve Osmanlı döneminin bir mezhep biçimi olarak değil, esasen Anadolu ve Mezopotamya’da egemen feodal imparatorluklara karşı mücadele eden ezilenlerin yani yoksul köylülerin toplumsal direniş dili olduğu gerçeğini bütünlüklü olarak gizleyip, Osmanlı padişahlarının denetiminde ‘katlı vaciptir’ fetvalarıyla yüz binlerce Alevi’yi katledenlerin geleneksel yapısı, Cumhuriyet döneminde de devam etti. Devletin gizli raporlarında bu çok belirgin olarak ortaya konuldu.
Osmanlı Şeyhülislamı Ebussuud Efendi’ye sorulan sorulara verdiği yanıtlar, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Alevilere yönelik toplu katliamlar konusunda bize çok açık bir fikir vermektedir.
“Soru: Kızılbaş topluluğunun, dine göre topluca öldürülmesi helal midir? Bunları öldürenler gazi, bu öldürme sırasında ölenler de şehit olur mu?
Cevap: Kızılbaşların topluca öldürülmeleri elbette dinimize göre helaldir. Bu, en büyük, en kutsal savaştır... Bu yolda ölmek de şehitliğin en ulusudur.
Soru: Kızılbaşların öldürülmesi, İslam Sultanına (Osmanlı padişahına) düşmanlık besledikleri için mi şarttır, yoksa başka nedenleri de var mıdır?...
Cevap: Bunlar hem sultana isyan ederler, hem de dinsizdirler...
Soru: Kızılbaşların önderinin Tanrı Peygamberinin (Muhammet'in) soyundan olduğu söyleniyor. Bu durumda, Kızılbaşların öldürülmelerinin helal olduğundan biraz kuşku duyulamaz mı?...
Cevap: Hâşâ, en küçük kuşku duyulmaz. Kızılbaşların yaptıkları kötü işler, o temiz peygamber soyuyla bir ilgilerinin olmadığını göstermeye yeter…
Ayrıca, soyunun peygambere dayandığı doğru olsa bile, dinsiz olunca diğer kâfilerden ayrımı kalmaz…
Kızılbaş askerleri için ne yapılması gerektiği konusunda bir ikilik yoktur. Öldürülmeleri gerekir… Kızılbaşların öldürülmeleri, diğer kâfirlerin yok edilmelerinden daha önemlidir…”

Yavuz Sultan Selim'in Alevileri katletmeyi meşrulaştırmak için Müftü Hamza'dan aldığı fetva: “Ey Müslümanlar, Kızılbaş topluluğu, peygamberimizin şeriatını sünnetini, İslam dinini din ilmini, iyiyi ve doğruyu açıklayan Kuranı Küçük gördüler. Yüce Tanrı’nın yasakladığı günahlara helal gözü ile baktılar. Kutsal Kuran’ı , öteki din kitaplarını aşağıladılar.Onları ateşe atarak yaktılar.Hatta kendi mel'un reislerini tanrı yerine koyarak ona secde ettiler. Hz.Ebubekir'e, Ömer’e, sövüp onların halifeliklerini inkâr ettiler. Peygamberimizin karısı Ayşe anamıza iftira ettiler ve sövdüler. Peygamberimizin şeriatını ve İslam dinini ortadan kaldırmayı düşündüler. Onların burada sözü edilen ve bunlara benzeyen öteki kötü sözleri ve hakaretler, ben ve öteki İslam alimleri tarafından açıkça bilinmektedir. Bu nedenlerden ötürü şeriat hükmünün ve kitaplarımızın verdiği haklarla, bu topluluğun kafir ve dinsizler topluluğu olduğuna dair fetva verdik.Onlara sempati gösteren, batıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da kafir ve dinsizlerdir.Bu gibi kimselerin topluluğunu dağıtmak tüm Müslümanların görevidir.Bu arada Müslümanlardan ölen kutsal şehitlerin yeri yüce cennettir.O kafirlerden ölenler ise hakir olup, cehennemin dibinde yer tutacaklardır.Bu topluluğun durumu kafirlerin halinden daha kötüdür.Bu topluluğun gerek okla , gerek şahinle, gerek köpekle avladığı ya da kestiği hayvanlar murdardır.Onların gerek kendi aralarında gerekse başka topluluklarla yaptıkları evlilikler geçersizdir.Bunlara miras bırakılmaz. Sadece İslam’ın sultaninin onlara ait kasaba varsa, o kasabanın bütün insanlarını öldürüp, mallarını miraslarını, evlatlarını alma hakki vardır. Ancak bu mallar İslam gazileri arasında paylaşılmalıdır. Bu toplanmadan sonra onların tövbe ve pişmanlıklarına inanmamalı ve hepsini öldürmelidir. Hatta bu şehirlerde onlardan olduğu bilinen veya onlarla birlik olduğu tespit edilen kimseler öldürülmelidir. Bu türlü topluluk hem kafir hem imansız hem de kötülük yapan kimselerdir.Bu iki sebepten onların öldürülmesi vaciptir. Dine yardım edene Allah yardim eder. Müslüman’a kötülük yapanlara da Allah kötülük eder.”

Aynı şekilde Kemalist rejim tarafından Alevilere yönelik uygulanan çok kapsamlı politikalar bugün kesintisizce devam ettirilmektedir. Mustafa Kemal, Ankara’da iktidar gücünü pekiştirmek için özellikle Alevi toplumunun ileri gelenlerini, Alevi kökenli milletvekillerini ve bürokratlarını önemli bir oranda kullandı.. Örneğin Cumhuriyetin gizli istihbaratı olarak faaliyet yürüten Milli Amele Hizmeti’nin başına getirilen Albay Hüsamettin Ertürk, Bektaşi kökenlidir. Birçok katliam ve suikastta başrol oynayan Ertürk’e Mustafa Kemal, iktidarının en kritik anlarında şunu söyler: “Sen Bektaşisin. Göreyim senin Bektaşiliğini, hemen kalk İstanbul’a git, bunların arasına gir-yani alevi ve Bektaşi onların bn-bizim amacımızı anlat, bizim yanımıza kazan..” Mustafa Kemal, Ankara’da henüz iktidarını yeterince pekiştirmemişken özellikle aşiretlerin temsilcileri olarak mecliste bulunan Alevi kökenli milletvekillerine önemli bir güven duymaktadır. Kütahya-Eskişehir dolaylarında yürütülen savaşta Mustafa Kemal’in ordunsun önemli bir yenilgi alması ve hatta Ankara’nın terk edilmesinin tartışıldığı meclis oturumunda Mustafa Kemal’in görevde alınması gündeme geldiğinde özellikle Alevi kökenli milletvekillerin tutumları belirleyici olur.

Dersimin Ferhatuşağı aşiretinden Diyap Ağa, Alevi kökenli milletvekilleri adına, meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada ‘ biz buraya kaçmaya değil, ölmeye geldik’ sözleriyle Mustafa Kemal’e sunduğu destek dengeleri önemli oranda etkiledi. Mustafa Kemal, Alevi toplumunun ileri gelenlerinden “Celebi Cemaleddin Efendi’yi Kırşehir Milletvekili ayın zamanda Meclis ikinci Başkan Vekili olarak, Denizli Bektaşi Şehylerinden Mazlum Baba’yı, Dersim’den Diyap Ağa, Hasan Hayri Bey, Mustafa Ağa, Mustafa Zeki(Saltuk) Beş ve Erzincan bölgesinde Hüseyin Aksu Bey’i’ meclise milletvekili olarak atayarak, kendi politik çıkarları için çok belirgin olarak kullandı. İktidar gücünü sağlamlaştırdıktan sonra, bu kez tersen Alevileri etkisizleştirme ve tasfiye etme planını devreye koydu. Söz konusu milletvekillerini kısa sürede meclis dışına attı, 1925 yılında tekke ve dergâhları yasaklayan bir konun çıkartarak, Alevilerin ibadet yerlerini toplu olarak kapattı. Alevilerin geleneksel cem törenlerini gizli yapmak zorunda kalmalarından dolayı, ‘mum söndürme’ gibi iftiralar, bizzat devlet kurumları tarafından çıkartılmış ve yayınlaştırılmıştır. Ayrıca Sünni İslam için ise Diyanet İşler Başkanlığını kurdurttu ve herkesin kimliğine dini İslam yazdırttı. Sünni İslam’ı devlet dini olarak kabul edildi. Bundan en çok etkilenen doğal olarak Aleviler oldu.

Kemalist iktidar, devlet gücünü sağlamlaştırdıkça Alevilere yönelik saldırıların kapsamını genişletir. Cumhuriyet için potansiyel tehlike olarak görülen özellikle Kürt Alevilerinin yoğunluklu olarak yaşadığı Erzincan, Dersim, Elazığ, Malatya gibi bölgelere yönelik askeri saldırılar süreklileştirildi.

Bunun en somut örneği de Dersim Jenosididir. Dersim katliamından kısa bir süre önce Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın Erzincan ve çevresinde yaptığı gezi sonucunda, Kürtlerin imha edilmesine ilişkin bir rapor hazırlıyor ve uygulanması için İçişleri Bakanlığına şu talimatı veriyor; “...2- Erzincan merkez ilçesinde 10 bin Kürt vardır. Alevilikten faydalanarak mevcut Türk köylerini Kürtleştirmeye ve Kürt dilini yaymaya çalışmaktadırlar. Birkaç sene sonra Kürtlüğün bütün Erzincan’ı istila edeceğinden endişe edilebilir. 3- İl bölgesinde bazı memurların Kürt ırkına mensup olduğu bilinmektedir. Örneğin, Erzincan sorgu hâkimi Pülümürlü Şevki Efendi’nin Kürtleri himaye ettiği ve geceleri Kürtleri evinde topladığı gerçekleşmiştir. 4- Arz ettiğim bu meselenin en önemlisi, kesin surette tedbirlerin alınması ve ırktan Kürt olduğu kesinlikle bilinen memurların biran önce yerlerinden alınması...” talimatıyla özellikle alevi kökenli Kürtleri hedeflediğini çok belirgin olarak ortaya koyuyor.

Yakın tarihimize baktığımızda, devletin Alevileri tasfiye etme planı kesintisizce devam etti. Özellikle 1965-1980 yılları arasında, bizzat genelkurmaya bağlı faaliyet yürütün Özel Harp Dairesi tarafından organize edildiği iddia edilen, Sivas, Çorum, Erzincan, Malatya, Maraş gibi şehirlerde Alevilere yönelik katliamlara gerçekleştirildi. 12 Eylül faşist darbesinde özellikle Kürt Alevilerinin yaşadığı bölgelerde insanlık dışı uygulamalar yapıldı. Potansiyel suçlu görünen Aleviler, işkencelerden geçirildi veya tutuklandı.

12 Eylül darbeci generallerin yapmış olduğu anayasa ile Türk-İslam sentezciliği devletin resmi ideolojik politik çizgisi haline getirildi. Devlet, tarihsel olarak ilerici bir potansiyel taşıyan ve geleneksel olarak sisteme muhalif bir gücü oluşturan 15 milyon civarındaki bir toplumun etkisizleştirmek için çok kapsamlı politikalar geliştirdi.
Bu bakımdan sorunun bütünlüklü anlaşılabilmesi ve doğru tanımlanabilmesi için bazı sosyolojik-politik noktalara dikkat çekmek gerekir:

Birincisi, Alevilerin içerisinde ekonomi olarak gelişen ve önemli bir güç haline gelen küçük bir azınlık var. Süzer Holding, Ege Seramik gibi 5-7 civarında şirket büyük sermaye grubu arasında yer alırken, genellikle orta ölçekli sermaye grubunu oluşturmaktadırlar. Alevi kökenli sermaye gruplarının palazlanarak gelişmesi, Özal’ın izlediği bir politikaydı. Böylece sınıfsal farklılaşması ile aleviler arasındaki ekonomik-politik çelişkiler çok daha belirgin olarak ortaya çıktı. Özellikle 1984’lerden sonra, Alevi kurumları arasında oluşmaya başlayan farklılıkların arka palanında, Alevi kökenli sermaye gruplarının devletle olan ilişkilerine yeni bir yön vermeleriydi. Büyüdükçe sistemle çıkarları çakışan sermaye grubundan hiç şüphesiz ki devletin de önemli bir beklentisi oldu. Sınıfsal çıkar ilişkileri çok belirgin olarak ön plana çıktı. Söz konusu sermaye grupları da devletin planları doğrultusunda, Alevi toplumun sistemin içerisine çekmede önemli bir rol oynamaya başladılar.

İkincisi, Anadolu ve Mezopotamya’nın kapitalist kentleşme süreci en çok Alevi kitlesini etkiledi. Alevilerin yaşadığı kırsal bölgelerden Kentlere doğru yoğunluklu bir göç yaşandı. Sosyolojik bakımdan önemli bir inceleme konusunu oluşturacak bu noktanın birçok nedeni var. A- Alevilerin yaşadığı bölgelerde tarımsal üretim oldukça zayıftı. Osmanlıların saldırılarından korunmak için özellikle dağlık ve devletin otoritesinden uzak bölgeleri seçmek zorunda kalmışlardı. Ekonomik sorunlar nedeniyle ketlere göç bir bakıma kaçınılmaz hale gelmişti. B- Alevilerin eğitim düzeyinin nispeten yüksek olması ve ayrıca geleneksel toplumsal bağları kırmış olmaları nedeniyle kapitalizmin ekonomik-politik ilişkilerine uyum sağlamada ciddi bir sorun yaşamadılar. C-Bulundukları kırsal bölgelerde kendilerini güvenceden hissetmemeleri, yani bir bakıma politik kaygıları nedeniyle kentlere göç etmeyi tercih ettiler. 12 Eylül faşist darbesi de bu süreci çok ciddi oranda hızlandırdı.

Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadıkları bölgelerden, bir bakıma zorunlu kitlesel göçler yaşandı. Sosyo-politik nedenlere dayanan Alevi göçü iki yönlü oldu. Biri, İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Gaziantep, Adana gibi şehirlere doğru akan ve 1980-1995 yılları arasında en üst düzeyde yaşanan iç göçtür. Çok yoğun olarak artan bu göç dalgasıyla özellikle İstanbul’da, gönüllü Alevi gettolarının oluşmasını yol açtı. Solun toplumsal mücadelenin ‘volan kayışları’ olarak gördükleri gecekondulardaki tabanın Alevi kökenli olması de tesadüfî bir durum değil. Diğeri, Avrupa’ya akan göç olgusudur. 1995’lere kadar, özellikle Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelere gelen politik göçmenler içerisinde Kürt kökenli Aleviler önemli bir oranı oluşturuyor.

Yurtdışına gelen Alevilerin diğer göçmen grupları gibi, Türkiye’ye yoğun bir para transferi yapması ve Ailelerin nispeten daha rahat bir yaşam sürecine girmeleri, belki hiç farkında olmadığımız gibi, onların sosyal yaşamını, toplumsal ilişkilerini ve aynı zamanda politik düşünüş tarzlarını etkiledi.
Böylelikle Aleviler arasındaki sosyal farklılaşma kendi doğal akışı içinde gelişti ve arttı. Bu gelişme eğilimi, solun doğal tabanın dağılmasına yol açtı, dahası toplumsal zemin kayması oluştu. Diğer bir ifadeyle, Aleviler, yekpare bütünlüklü-homojen bir toplumsal grubu oluşturmuyorlar. Alevilerin ezici bir çoğunluğu yoksul kesimleri oluştururken, özellikle eğitime verdikleri önem nedeniyle, devlet memur olarak önemli bir potansiyel oluşturuyorlar. Ayrıca Türkiye’de oluşan ara sınıf tabakasında Aleviler önemli bir potansiyeli oluşturuyorlar.

Alevilerdeki ekonomik ve sosyal farklılaşmayı ve gelişmeyi en iyi okuyan güç ise bizzat devlet oldu. Türkiye devrimci hareketi için önemli bir potansiyel oluşturan Alevilerin farklı düzeylerde devlet içinde çekilmesi önemli bir strateji olarak uygulandı.

Birinci politik hamleyi Cumhuriyetin kuruluşundan beri CHP yapıyor. Alevilerin tasfiyesinde önemli bir rol oynayan devletin kurucusu ve temsilcisi rolünü üstelenen CHP’nin Aleviler içerisinde önemli bir güç olması, devletin yıllardır uygulanan politikanın bir etkisidir. Kürt toplumsal gücünün etkisiyle bundan belli bir kırılma yaşanmasına rağmen halen küçümsenmeyen bir etkisi olduğu da bir realitedir.

İkinci hamleyi Özal tarafından kurulan ve 12 Eylül darbesinin ürünü olan ANAP yaptı. Özal, yukarıda belirttiğimiz gibi, Aleviler içerisinde bir azınlık grubunu ekonomik olarak güçlendirip, sistemin bir parçası haline getirdi. Bunu çok ciddi oranda başardı. Böylece ‘Alevi İş Adamları’ kavramı, ekonomik ve politik alanda sıkça kullanılmaya başlandı. Yani, Alevilerin bir kesimi sınıfsal bir kategori olarak, kapitalist ekonomik sistemin bir parçası haline gelmiş oldular.
Üçüncü hamleyi Türkeş yaptı. 1980 öncesi Alevileri toptan komünist görüp katliamlar yaptıran Türkeş, ‘Alevilerin gerçek Türkler olduğunu, oğuz soyunda geldiklerini’ ileri sürdü ve ırkçı-milliyetçi MHP’nin kapılarının ‘Alevilere açık olduğunu’ bizzat kongre kürsüsünde açıkladı. Türkeş’in temel amacı, Türk kökenli Alevilerini Kürt Toplumsal Hareketiyle karşı karşıya getirmekti. Dahası Alevileri arasında Türk-Kürt saflaşmasını yaratarak, Alevilerin toplumsal gücünü parçalamaktı. Aslında bir devlet politikası olan bu yönelim, nispeten başarılı oldu. Kürt sorunu kullanılarak, Türk kökenli Aleviler içerisinde Türk şovenizmi geliştirildi. Örneğin, Hacıbektaşı Veli Kültür Vakfı Başkanı Timur Ulusoy, MHP’de milletvekilli adayı oldu.

Dördüncü hamle yine sistem kurumları tarafından bir devlet politikası olarak uygulanmaya başladı. Devletin alt düzeyini oluşturan memurlarda Alevi kökenli önemli bir potansiyel olmakla birlikte, MİT, Ordu, Valilikler. Müsteşarlık gibi stratejik kurumlarda yer alan Alevi sayısı oldukça sınırlıydı. Devlet bu politikasında belirli bir değişime gitti. Özellikle sistemle bütünleşen Aleviler içerisinde MİT ve Orduya eleman alınmaya başlandı. Korgeneral, Tümgnereral düzeyinde olan Alevi kökenli subaylar olduğu gibi, MİT’te Alevilerden bünyesine elaman almaya başladı. Devlet Alevilere üst düzeyde görev vermeye başladı biçimindeki propaganda Alevilerin bir kesimi içinde ‘memnuniyetle’ karşılandı ve devletin Alevilerle barışması olarak gösterilip desteklendi. Devletin çok ciddi olarak uyguladığı bu politika, Aleviler için önemli bir tehlikeyi oluşturduğunu görmek gerekir

Beşinci hamle, bugünkü İslamcı iktidar tarafından uygulanmaktadır. Özellikle ‘Alevi Çalıştayı’ olarak yapılan toplantılar Alevilere yönelik izlenen devletin en son hamlesi olarak işlev görmektedir. Artık Alevileri inkâr etme politikası iflas etti. Bu nedenle devlet çok yönlü politikalar uygulamaya koyuyor. Devlet, Alevileri içten parçalayarak kendi etki alanına çekmek için geliştirdiği politikalara en tehlikelisini ekledi. Bunun açık adı: Aleviliği İslamcılaştırma politikasıdır. Aleviliğin İslam’ın bir alt kolu olduğu tezi artık, devlet kurumları tarafından da benimsenerek uygulanmaya konulacak.

Devlet Bakanı Faruk Çelik başkanlığından toplanan ‘Alevi Çalıştayı'nın 7'nci ve son toplantısında; "Diyanet İşleri Başkanlığı'nın mevcudiyetini koruması, içerisinde Alevilerin de temsil edileceği bağımsız kurulların oluşturulması ve bütçeden Alevilere pay verilmesi" karar alındı. Bu kararın İslamcı AKP tarafından uygulanmaya konulmasıyla Aleviliğin İslam’ın bir alt kolu olduğu ve bundan dolayı Diyanet İşler Başkanlığına bağlanması resmiyet kazanacak. Cem evleri, camiiler gibi İslami kurumlar olarak ve Alevileri devletin yedek gücü haline getirmeyi planlayan Cem Vakfı ve İzzetin Doğan tarafından savunulan Alevi-İslam Sentezi veya Alevi-Türk-İslam Sentezi politikası yaşama geçirilecek.
Alevi toplumunun ve onları temsil eden demokratik kurumlarının çok az bir kesimini temsil eden bu eğilim, devletin bütün desteğine arkasına alarak Alevi toplumsal hareketini bölmeyi, parçalamayı ve onu tarihsel özünde kopararak yozlaştırıp, İslami yaşam tarzı içerisinde eritmeyi hedefliyor.
Bunun boşa çıkartılması için, Alevi toplumunun önemli bir gücünü temsil eden ‘Demokratik Alevi Hareketi’nin örgütlendirilmesi önem kazanıyor. Özellikle Demokratik Alevi Kurumları, başta diyanetin kaldırılması, dinin derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması, Nüfus kimliklerinde yazılı olan din hanesinin silinmesi, yani esasen demokratik bir toplum için demokratik bir anayasa taleplerini gündemleştiren çok kapsamlı bir kampanyayı örgütlemelidirler. Bunun bir bakıma zorunluluk haline geldiğini görmek gerekiyor.
İslamcı AKP, kendisi gibi düşünen birkaç Alevi kurumu ile bu politikaları, Aleviler adına uygulamaya kalktığında, genel Alevi kitlesi için politik sonuçlarının ağır olacağı gerçeğini de, şimdiden görmeliyiz.

 

 

 


 www.Karpinar-der.com

 

Karpınar Köyü Kalkınma –Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği 1.Yönetim Kurulu secimleri:

 

Mahmut Erdem (81- oylar)

Hilal Kilinc (80)

Turgut Altunbahar (72)

Yilmaz Öztürk (61)

 Süleyman Erdem ( 60)       

Zübeyde Tastan (59)

Süleyman Kilinc ( 56)

 

Karpınar Köyü Kalkınma –Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği denetleme kurulu üyeleri:

 Feyzullah Boyraz, Yasar Ceyhan, Hüseyin Cinar

 

Karpınar Köyü Kalkınma –Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği disiplin kurulu üyeleri:

Gazi Tastan (80), Ziya Polatoglu (67), Ali Boyraz (61), yedek Gülkiz Kilinc (49)

 

 

  

Hamburg Savcılığına suç duyurusu

Hamburg Savcılığına suç duyurusu 02 Temmuz 2009 11:28
Almanya'da yaşayan Sivas katliamı zanlılarının Türkiye'ye iade, ya da Almanya'da yargılanmaları için Hamburg Savcılığına suç duyurusu..

HAMBURG - Hamburg ve çevresi Alevi Kültür Dernekleri temsilcileri, Almanya'da yaşayan Sivas katliamı zanlılarının Türkiye'ye iade edilmeleri ya da Almanya'da yargılanmaları için Hamburg Savcılığına suç duyurusunda bulundu.
    


Hamburg Savcılığı önünde Hamburg Alevi Toplumu Başkanı Cengiz Orhan, Hamburg Alevileri Kültür Birliği (HAAK-BİR) adına Orhan özgür, Wedel Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Aksüt, Hamburg Sol Dernekleri çalışma Grubu'ndan Ali Yıldırım Schmidt, avukat Mahmut Erdem ve çok sayıda Alevi vatandaşı Hamburg Başsavcısı Wolfgang Ehlers ve Hamburg Savcılığı Basın Sözcüsü Wilhelm Möllers ile görüşerek taleplerini dile getirdiler.
    

Burada açıklama yapan Orhan, "Almanya'da yaşayan Sivas katliamı zanlılarının bir an önce Türkiye'ye iade edilmeleri gerektiğini" belirterek, ''Şu ana kadar birçok yere şikayette bulunuldu. Ancak bugüne kadar önemli bir adım atılmadı" dedi.
    



Avukat Erdem, "Sivas katliamı zanlılarının Almanya'da ilticacı olarak yaşadıklarına" dikkat çekerek, ''Söz konusu bu katiller, Türkiye'de Sivas olayları sonrasında yargılandıklarını Alman mahkemelerinde dile getirerek iltica ve oturum hakkı elde ettiler. Türkiye'deki ilgili kurumlardan Alman mahkemelerine gereken dosyalar sevk edilmedi. O nedenle burada savcılık söz konusu bu kişiler hakkında dava açamadı'




Erdem ve Orhan, Hamburg Başsavcısı Wolfgang Ehlers ve Hamburg Savcılığı Basın Sözcüsü Wilhelm Möllers ile görüşerek taleplerini dile getirdiler.

 

 

2 Temmuz Anma Etkinlikleri SİVAS Programı

 

 

 

 

Madımak'ta olanlar katliam değilmiş...

 

ALİ BALKIZ / EVRENSEL 26.6.2009

 

 

2 hafta önce, Fikret Bila ile Murat Yetkin’in yönettiği Ankara Kulisi (CNN Türk) programında AKP Milletvekili Reha Çamuroğlu ile tartıştık. Konu “Alevi çalıştayı” idi. Diğer katılımcı da CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay idi. Söz Madımak’ın müze olması talebine geldi.

Çamuroğlu, 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’nde yaşananların irticai bir kalkışma, katliam olmadığını, yakalanıp yargılananların maşa olduklarını söyledi. Yetinmeyip Sivas’ta olaylar çıkacağını bildiğini, bunu yazdığını, Nefes dergisini birlikte çıkarttıkları Rıza Zelyut ve Cemal Şener’in de buna tanık olduklarını söyledi.

Ertesi gün Zelyut ve Şener, Çamuroğlu’nu Cumhuriyet’e yaptıkları açıklama ile yalanladılar. En önemli cümleleri ise; ‘‘O tarihte Nefes henüz yayına başlamamıştı ki…’’ oldu.

Program sırasında Çamuroğlu’na itiraz ederken ben de; ‘‘Madem Sivas’ta olayların çıkacağını biliyordun, bunu niye kamuoyu ile paylaşmadın, Pirsultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticilerine neden bildirmedin, onlar seni dinlemediyse, neden dünyanın altını üstüne getirmedin, neden Sivas’a giden otobüslerin önüne yatmadın?…’’ diye sordum. “Eğer Sivas’ta olanlar şeriatçı kalkışma değil idiyse, cumhuriyet tarihi boyunca onca yobaz ayaklanmalarından herhangi biri de şeriatçı ayaklanma değildi” diye ekledim.

Tartışma ertesi günkü yankılanmalarıyla devam etti.

Ama ben Nefes dergisini merak ettim.

Reha Çamuroğlu bu derginin yayın yönetmeniydi ve “kapak” yazılarını yazıyordu.

1994 yılı sayılarında Çamuroğlu Sivas’a ilişkin ve bugün daha da gündemde olan kimi Alevi talepleriyle ilgili neler yazmış.

İşte örnekler:

‘‘Laiklik ve Demokrasi’’ başlıklı yazıdan;

‘‘…İslamcı aydınlar alınacaklardır. Belki bize kendilerini nasıl olup da Hitler gibi bir zalimle bir tuttuğumuzu soracaklardır. Cevabımız basittir. ‘Sivas’a bakın!’, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Sivas Katliamı’nı bizzat kendilerinin yapmamış olmaları onları masum kılmaz, kınamadılar, seyrettiler, avukat cüpbelerini giydiler, canileri kahraman, katliamı kıyam ilan ettiler.”

“Bu son örnek de göstermektedir ki İslamcılar laikliğe karşı çıkarken hilafetinden, ümmetçiliğinden, savaş kışkırtıcılığına kadar geniş bir paketin peşindeler.”

Ali sevgisi” başlıklı yazıdan;

İşte bu zevattan biri, meşhur ‘Kasımpaşa Delikanlısı’ geçenlerde buyurdular; “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse, herkesten daha çok Aleviyim. “Hay ağzınla bin yaşa! Buram buram ilim kokan bu cümle, ancak şöyle ‘ilmi’ bir cümle ile karşılık bulabilirdi; “Sünnilik sünnet olmaksa, ben en çok sünniyim.’ Deli gömleği giymiş bir ülkede işte size halimiz.’’

Zorunlu Din Eğitimi Üzerine…” başlıklı yazıdan;

“Zorunlu din ve ahlak eğitimi konusu, İslamcıların en geniş kesimlerinin gerçek yüzlerini ortaya çıkaran bir kurumdur. Bütün özgürlükçü görünen çığlıklara karşın hiçbir güç ve etkinlik sahibi İslamcı kesim bu zorunluluğun kaldırılmasına yanaşmamaktadır. Kaldırılmasına çalışmak şöyle dursun, kaldırılmasını isteyenlerin önüne herkesten önce bunlar çıkmaktadır. Kız öğrenciler türbanla okullara alınmadığında özgürlük fikrine sarılanlar, binlerce Alevi inançlarıyla ilgisi olmayan konular dinleriymiş gibi zorla öğretilmeye kalkışılırken ortada yoktur. İslamcıların ana gövdesi aynı şeyi Diyanet İşleri Başkanlığı konusunda da yapmaktadır.”

Kasımpaşa Delikanlısı”na laf gönderirken;

Hay ağzınla bin yaşa!” diyordu ya sevgili Çamuroğlu, sen de, yani 15 yıl önceki Çamuroğlu da bin yaşasın…

Ya şimdiki?

Döne döne pervane olunmadan; “Madımak olayı şeriatçı kalkışma değildi” denilebilir mi?

 


 

 

 

06/06/2009 / Evrensel
‘Alevilerin sorunlarının kaynağı devlet
Sultan Özer
AKP Hükümeti’nin, “Alevi İftarı” ile başlayan ancak Alevilerden destek görmeyen Alevi Açılımı, bu kez Alevi Çalıştayı ile devam etti.
AKP Hükümeti’nin, “Alevi İftarı” ile başlayan ancak Alevilerden destek görmeyen Alevi Açılımı, bu kez Alevi Çalıştayı ile devam etti. Birincisi yapılan çalıştayda Alevi örgüt temsilcileri, sorunlarının devletten kaynaklı olduğunu söyledi ve çözüm istediler. Alevi örgüt temsilcileri ayrıca, “Bizi dinlediler ama sorunun asıl muhatabı biziz ve karar aşamasında da bizim söz hakkımız olmalı” dediler.
Ankara’da iki gün süren 1. Alevi Çalıştayı’nda; hem “temsil” hem “tanım” krizi yaşandı. Özellikle Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve bileşeni Alevi örgütü temsilcileri, katılımcıların birçoğunun AKP’ye yakın, adı ilk kez duyulan örgütlerden oluşmasına tepki gösterdiler.
Hem ilk gün, Alevi örgütlerinin karşı çıktığı ilahiyat kökenli akademisyenlerin hem de ikinci gün Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan’ın, “Aleviliğin tanımı yapılsın” istemi kriz çıkardı. Özellikle ABF ve bileşeni örgüt temsilcileri, “Aleviliğin bir yaşam biçimi olduğunu” ifade ederek, “Aleviliğin tanımı yapılamaz” dediler.
‘TANIM’ KRİZİ
Su TV’nin sahibi, AKP Belediye Meclis Üyesi Yalçın Özdemir, ANAP dönemini kastederek, kendisinin Başbakanlıkta çalıştığı dönemde, Kürt sorununa karşı Alevilerin kullanılmak istendiğini, bununla da Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın görevlendirildiğini öne sürdü. Özdemir’in, “O dönemde Sayın Doğan, cemevlerinin yapımına hız verdi ve kendine verilen görevi yerine getirdi” iddiası, İzzetin Doğan’ın tepkisine yol açtı. Modaretör Necmettin Subaşı’nın müdahalesi ve “Aleviliğin tanımını yapmaya kalkarsak, birleşme yerine ayrışma çıkar” demesiyle tartışmanın büyümesi önlendi. Toplantıdan önce “Asimilasyon kokusu alıyoruz. Yoğurdu bile üfleyerek yiyoruz” diyen Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyeddin Ulusoy, isteklerini Bakan Çelik’e ilettiklerini belirterek, “Başlangıçtaki kadar kötümser değiliz. Daha iyimseriz, daha iyiye doğru gideceğine inanıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
‘KÖYLERİMİZE CAMİYİ BİZ İSTEMİYORUZ’

Alevi Dernekleri Genel Başkanı Tekin Özdil de Alevi dedelerinin maaşa bağlanması yönündeki düşünceyi doğru bulmadıklarını belirterek, bunu inançlara müdahale olarak değerlendirdi. Özdil, “Alevilerin sorunları devletten kaynaklı. Herhalde Aleviler kendi köylerine zorla cami yapılmasını istemezler ya da kendi çocuklarının zorla din dersi almasını talep etmezler” diyerek, devletten kaynaklı bu sorunların çözümünü istediklerini ifade etti.
ABF Yönetim Kurulu Üyesi Kelime Ata da çalıştayı “olumlu adım” olarak değerlendirmekle birlikte endişeleri olduğunu ifade etti. AKP’nin demokrasi ve insan hakları sicilinin iyi olmadığını; buna ilişkin kaygı ve güvensizlikleri olduğunu belirten Ata, “AKP’nin Alevilerin devletleştirilmesi gibi bir niyeti olduğunu düşünüyoruz. Bakıp göreceğiz” dedi.
‘SİZİ DİNLEDİK, İŞİNİZ BİTTİ DENİLEMEZ’
Hubyar Sultan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Ali Kenanoğlu ise bakanın kendilerini bu çalıştayda dinlemesinin yetmediğini, diğer tüm süreçlerin de bilgileri dahilinde olması gerektiğini belirterek, “Sorunun asıl muhatabı biziz. Çözümün de bizimle birlikte belirlenmesi gerekiyor. Şimdi sizi dinledik, işiniz bitti, yeter, bundan sonrasını biz çözeriz derlerse yeni sorunlar yaratılır. Alevilere rağmen Alevi sorunu çözülemez” dedi. Su TV Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Özdemir ise hükümetin olumlu bir adım attığını savunarak, “Ancak neo-Kemalist bir perdeleme, manipülasyon söz konusudur. Bugünkü seçilmiş meşru hükümetin üzerinde yetki sahibi olmaya çalışan devlet iktidarının, artık Alevi meselesinin üzerinden elini çekmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.
15 GÜN SONRA YENİ BİR ÇALIŞTAY
Akademisyenlerin, sendika, meslek örgütleri ve ‘sivil toplum örgütleri’ ile ilahiyatçıların da dinleneceği 15’er gün ara ile 3 bölüm 6 oturum olarak planlanan çalıştayın sonunda, Bakan Çelik, aldığı bilgileri ve önerileri hükümete iletecek. Çözüm noktasında hükümetin nasıl bir adım atacağı, Alevilerin asimilasyonunun hızlandırılıp hızlandırılmayacağı ya da daha çok yandaş örgütlerin taleplerinin mi dikkate alınacağı ise çalışmaların sonunda belli olacak. (Ankara/EVRENSEL)

  

  

  

  

  

Kamuoyuna Duyuru   

7 Nisan 2009 KARPINAR KÖYÜ KALKINMA-SOSYAL

DAYANIÞMA VE KÜLTÜR DERNEÐÝ

KARPINAR KÖY - DER    HANNOVER

 

Ve adlarımızı verdik sulara , sulara dağlara

Anadolu ‘ nun her karış toprağına damgamızı bastık

Unutulmasın , bir ulu toprakta soyumuz boy versin diye ...

Karpınar  Köyünü Kalkındırma ,sosyal dayanışmayı ve Kültürünü yaşatmak amacı  ile Hannover ‘de  yapılan toplantıya ; Almanya’nın  her yanından  yüzlerce kilometre uzaklığı  enğel  tanımadan bu tarihi buluşmada benimde katkım olsun düşüncesi  ve  sevinç -duyğuları ile gelen  Karpınar Sevdalıları değerli  köylülerimize canı gönülden  teşekkür ederiz.İmkanları veya  özel  durum  vs. durumları sebebiyle bu tarihi günümüzde aramızda olamayın ;fakat tüm karpınarlı köylülerimizin gözü kulağı ve yürekleri ile bizlerle beraber olduklarına eminiz ve on larada buradan kucak dolusu sayğılarımızı  ve sevğilerimi  sunarız.

Büyük buluşma ya doğru ...

Önümüzdeki yapacağımız genel kurul toplantısına büyük bir çoşku ile katılacaklarına eminiz. Hannover ‘ de atılan  ilk kıvılcım  tüm Almanya ‘ daki  karpınarlı köylülerimiz ve aşiretimizin diğer mensupları  arasında büyük bir sevinç  ve heycan  yaratığı biliyor ve  böyle bir oluşumdan onur duyduğumuzu  ifade  ederiz.

Buluşmada dikkat çeken bir konu ;  yetmiş kişi ‘ ye ulaşan karpınar köylülerimiz bu buluşmada  üç nesili ‘ de bir araya getirmiş olması ayrı bir seviç kaynağımızdır.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar

Dünyaya bırakır ölmez bir eser

Amaç ve Hedeflerimiz ...

Derneğin kuruluş amacının 1. Maddesi  köy dışında ve diğer ülkelerde yaşayan bütün karpınarlıları üye olarak kazanmak,  Karpınar köylülerinin,dernek üyelerinin yardımlaşma ve dayanışmalarını sağlamak ve kültürel çalışmalar yapmak.Karpınar Köyünü kalkındırmma  ve moderleştirmek için uğraş verir. Ve 23. Maddesi  ile söyle sona erer ; KARPINAR  KÖY – DER .Amaçlarından biri ; ‘’ Kökte Bir Dalda Bin ‘’ düşüncesi  doğrultusunda  Yedi Bucak Avşar ‘ larını bir çatı altında birleştirilmesi için özel bir çaba sarfeder.Derneğimizin  amblemi  köy merkezinde bulunan  ‘’ SETEN ‘’  üretim ilişkisini ve köyümüzün kültürel değerine sahip çıkmak   vb konularda  çalışmak dernek amaçlarımız. arasındadır.Derneğin adı: Karpınar Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği.Derneğin Kısa adı :  ‘’KARPINAR KÖY – DER  ‘’ dir. Bu kısa bilğilerle Karpınarlı köylülerimize ve kamuoyuna durururuz.

Yönetim  Kurulu Seçimi

Toplantı   günümüze kadar gelmiş  geçmiş tüm atalarımızın anısına   bir dakikalık sayğı duruşu ile başlayıp; ilk kanuşmayı sayın  Mahmut Erdem  ve girişim komitesi adına sayın Turgut Altunbahar ‘  konuşmaların ardından  hazırlanan  tüzük taslağı okunarak oylama sonuçu  kabül  edildi.Genel kurulu üyelerini önerileri üzerine ;tüzüğ’e   eklenmesi gerekli   maddeler ; Eyalet komiterinin,Gençlik , Kadın çalışma gurup ‘ larının,Köy muhtarları ile ilişkilerin düzenlenmesine karar verildi. Divan başkanının şeçimi yapılarak ,divan başkanlığına Sayın Halil Polat ve sekreter  sayın Ali Boyraz  seçildiler. Divan başkanlığına verilen önerğeler doğrultusunda ,altı aylık bir geçici yönetim kurulun seçimi ,tüzüğe eklemmesi önerilen ek tüzük  maddelerin eklenmesi ve bu süre içerisinde Almanya ‘ nın her eyaletinde yaşayan köylülerimize  ,her türlü habarleşme imkanlarını kullanarak  ulaşmaya çalışacağız.Tüm köylülerimizi  belirliyeceğimiz gün ve tarihte   yapacağımız büyük katılımlı genel kuruluna davet etmektir.

Teşşekkürler...

Burunören  Köyü Kalkınma – Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı sayın İsmail Kocaer ve BAK DER –İğdeli Köyü Derneği Genel  Sekreteri  Sayı Hasan Taşyürek ‘ in dosluk ve beraberlik mesajları okunmasından sonra  geçici yönetim kurulu üyelerinin seçimine geçildi.Ve  uzun zamandır birbirleri isim olarak tanıyan ,dost ve  akrabalar bir araya gelerek  kısada olsa hasret giderdiler.Yemek yenilip, sohbet ederek , toplu hatıra resimleri çekilerek diğer toplantı , festival  ve eğlence  vb. etkinliklerde buluşmak dileği ile ayrıldılar.

Buradan tüm aşiret  web Sayfalarına ,dernek  kurma  çalışmaları iletilerimizi  yayımlıyan  dost siteler teşekkür ederiz.Ve özel iletilerle  komite üyelerine  gerek Karpınar köylülerimiz gerek aşiretimizi diger mensuplarınca gönderilen sıcak ve duyğulu mesajlariçin teşekkür ederiz.

’’ Tarih İnsanların önüne  çözümü  olmayan bir problem çıkarmaz ‘’

Sorunları aşacağız ...

Karpınar  Köy- Der  olarak gerek kendi sorunlarımızı  (özelde-genelde) her türlü  Sosyal – kültürel  sorunları aşaçağızdan ,siz karpınarlı köylülerimizin hertürlü testekleri göreceginizden  çok  eminiz. Sizlere  teşekkür eder iz, Yüreklerinize sağlık, Karpınarlır. İşlerinizde başarılar ve herşeyin gönlünüzçe olması dileklerimi iletiriz.

 Bizler Karpınar köylüleri  Hannover ’ de   sadece  ‘’BERABER   ‘’ olmadık.

          ‘’ KARPINAR KÖYLÜLERİ  BERABER VE BİR OLDULAR. ‘’

Tarih   Sayfasına Bir not düşeriz...

Sayğılarınızla

KARPINAR KÖY  - DER Dernek Yönetim Kurulu

Başkan: Turgut  Altunbahar (Muhabir –Public Relations)

Başkan Yardıncısı: Necdet  Kılıç (İşletmeci – Serbest )

Genel Sekreter: Mahmut Erdem (Avukat  - Eski Eyalet Milletvekili)

Genel Sekreter Yd: Önder Polatoğlu (İşletmeci –serbest)

Halkla İlişkiler: Hüseyin Çınar (İşçi)

Halkla ilişkiler Yd:  Cevdet Doğan (İşçi)

Muhasebe (Kasa):  Yılmaz Öztürk (Yüzme Öğretmeni) (Bademeister) - Müzisyen )

Muhasebe Yd.:  Sülayman Kılıç (İşletmecci)

Üye:  Sülayman Erdem (İşci)

Üye:  Dursun Altunbahar (İşci)

7 Nisan 2009

 


 

29 Mart 2009 Yörede Seçim Sonuçları:

KARAÖZÜ 

Belediye Başkanı: Şener Tatar (CHP);

 

MUHTARLIKLAR:

Karpinar: Mürteze Kilic;

Burunören: Mehmet Demir;

İğdeli: İsmail Demir ;

Kaleköy: Bayram Şahin ;

Yerlikuyu: Mülker Ünlü;

 

 

Bütün köylerimize seçilen yeni Muhtarlarımızı  ve Karaözüde Belediye baskanini kutlar, çalışmalarında başarılar dileriz

 


 

DUYURU

İLETİ: Turgut Altunbahar

Tüm Canlar Hannover`de Buluşuyor…

Sevğili Karpınar Köylülerimiz ve Aşiretimizin tüm güzel insanları…

İlk Kıvılcım…

Yaşadığımız ülke içerisinde; biz karpınar köylüleri olarak örgütleniyoruz. Amacımız, birlik ve beraberlikten yana olmak. Bölünmüşlükten yana değil! Değerli köylülerimizi; bir araya getirip, Sosyal etkinlikler çerçevesinde , tanışma -kaynaşmalarını sağlamak. Köyümüze yönelik çalismalar çerçevesinde; Köylülerimizin, gerek aşiret dediğimiz; Çevre köylerimizin ve kasaba halkı ile birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek ve tanışmak. Bu amaclar doğrultusunda. Hannoverde toplanıyoruz.

Birlik İçin…

Yazmak ve konuşmak kolaydır. Ama şimdiye kadar bu laflar teorik nitelikte. Lafazanlıktan başka birşeye yaramadı. Öncelikle yapılması gereken bu ğirişimize gönül vermeye ve canı gönülden destek olmaya çagiriyoruz.

Hiç değilse. gürültü koparalım…

Bir takım çevreler bu birlik ve beraberlik çalismalarimizi engelleme çalismalarina başlayarak. hiç değilse ğürültü koparalım mantığı ile çalismaya başlamışlar.

Dernekleşme süreci…

Örgütlenmede amaç. dermekleşmek. Bu bağlamda tüm karpınarlıları Hannover `de başlatacağımız dernek kurma çalismalarina davet ediyoruz. Toplantıya tüm aşiret dernek yöneticileri ve sayğı değer üyeleri ve çevre köy web sayfaları yöneticilerini tarihi günümüzde yanımızda görmeye ve toplantımıza katılmaları için canı gönülden devet ederiz. Bu duyurumuzu karpınar köylülerine iletmenizi sayğılarımızla rica ederiz.

SÖZDE VE ÖZDE BİRLİK İÇİN; TÜM KARPINARLILAR HANNOVERE!

Sayğılarımızla

Karpınar Köyü Girişim Komitesi

Necdet Kılıç ( Serbest - İşletmeci )
Telf: 01794548181
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Önder Polatoğlu ( Serbest - İşletmeci )
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Telf : 01755229090
Turgut Altunbahar (Muhabir -Halk . İlş .Uzm - Public Relations )
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Adres : Vereinsheim TUS Maraton
Am Gross Garten 5
30419 Hannover
Gün : 04 / 04 / 2009 Cumartesi
Saat : 13`00 `de